28.06.2010
SON ZAMANLARDA “bakmayı/görmeyi öğrenmek” konusu ne kadar çok karşıma çıkıyor. Takip ettiğim muhtelif yazarlar “zamanın ruhu” gibi kavramlar üzerinden, ‘göz’ ve ‘onun gördükleri’ üzerinden okumalar yapmaya çağırıyorlar. Malum, biz doğulular daha çok ‘kulak’ kullanan insanlarız, ‘söz’ üzerinden okumalar yaparız. Görsel olanın okunması usûlü, batılı bir okuma biçimi. Önyargılarım direniyor, bu yeni okuma tarzını fazla batılı, fazla özenti buluyorlar. Ama emin değilim, gerçekten yanlış olan bir şeyi mi kınıyorum, yoksa sadece bende olmayanı mı tahfif ediyorum. Büyük ihtimalle ikincisi. Zira bana, doğrudan ya da dolaylı, bunu tavsiye edenler, mümin olarak sadakatlerinden şüphe etmeyeceğim kişiler.
Üstelik ‘nazar’ Üstadımın da dört kelimesinden biri. Demek, nazarı öğrenmek önemli.
Elimde Viyana’dan gelmiş bir kitap var. Bir ‘Monet Tabloları’ kitabı. Monet Fransız Empressionist (İzlenimcilik) Ressamlarından. İmpression yani İzlenim, Monet’nin İzlenim: Gündoğumu tablosundan gelen bir isim. Bu akım modern resimdeki ilk devrimci akımlardan biri sayılıyor. Işığın açık alanlarda yaptığı etkiyi çalışmayı hedefliyor.
Ekseriyetle kadın ve doğa resimleri. Kadın- doğa birlikteliği bana İbn-i Arabi’nin “kadın doğa, erkek akıldır” tefekkürünü hatırlatıyor. Ressam erkek, yani bir başka vecihten akıl, ve kadını/doğayı resmetmiş. Monet kadını ve doğayı uzun uzun incelemiş. Gözlerini kadın/doğa üzerine tevcih etmiş. Bu bir hoşlanımdan öte, bir ihtiyaçtan kaynaklanıyor olmalı. Bir tamamlanma ihtiyacı.
Her insanda cari isimler farklı olunca, onları tamamlayan isimler de farklı oluyor. Bu yüzden herkesin yönelimleri, meyilleri, gözünü diktikleri, aşkları farklı farklı.
İnsanı şaşırtan bir diğer unsur ise Monet’nin hayatını okuduğunuzda ortaya çıkıyor. Monet’nin tablolarda kadınlara olan ilgisi, gerçek hayattaki ilgisini tüketmiş görünüyor. Bir çok sevgilisi olmuş ama hiç birine vefa göstermemiş ünlü ressam. Yazılanlara bakarsak eşi Camille bile, tablolarının çoğuna kaynaklık etmenin bedelini beş parasız terk edilerek, ve umursanmayarak ödemiş. Acaba bu bir şeye karşı beslenen yoğun duyguların o nesneyi çabuk tüketmesi ile mi alakalı? Belki Monet kadınları o kadar çok inceledi ki, başka bir erkeğin onlarda bir yılda göreceği incelikleri bir ayda tüketti. Yahut çok inceleme beraberinde eksik ve kusurları da görmeyi getirdi. Başka bir olası sebep de ressamın muhayyilesi ile gerçek hayat arasındaki savaş. Duyguları resimlerle anlatmaya yatkın bir kişiliğe, kadınların resmini yapmak kolay, onlara bakmak zor gelmiş olabilir.
Gerçi doğa da zaman zaman fırtınalar kasırgalar patlatır.
Eve gelen adam, huzur istiyorsa kadının dünyasında ona verecek kadar huzur olmalı. Kimse cebinde olmayanı bir diğerine veremez.
Kadın ve sofra da hep birlikte resmedilmiş. Kadının ‘yemek yapan’ sıfatı malum. Ancak bu resimlerde kadın sofrada öyle bir yere oturtulmuş ki, ressamın sofradaki yemekler mi, sofradaki güzel kadın mı daha çok iştah açıcı karar veremediğini gülümseterek hatıra getiriyor. Besbelli ki kadın o sofrayı cazip hale getiren şey. Yemeğe de kadına da duyulan duygu aynı, kuvve-i şeheviye. Muhtemelen erkekler bu yüzden evlenince kilo alıyorlar. Kadınsız bir sofradan daha çabuk kalkıyorlar. Üstelik erkek için yemek mi kadın mı daha büyük rızık, o da ayrı bir tartışma konusu.