3 views 5 mins 0 yorumlar

Vicdan azabı ‘ne’ye yarar?

İçinde Yazarlar
Mart 01, 2025

10.11.2015

İSVEÇLİ MUTASAVVIF Tage Lindbom, Demokrasi Miti adlı kitabında benim de bu yazıya konu etmek istediğim önemli bir hususa dair şunları dile getirmektedir:

Peki, burada geçen suçluluk duygusunun mahiyeti nedir? Yine alıntıdan hareketle diyebiliriz ki bu suçluluk duygusu, kendisine ilahi Ruhtan üflenmiş olduğu vahiyle haber edilen insanın hem bu ilahi soluğu hem de buna ve genel anlamıyla yaratılışa binaen taşıdığı fıtratı tıpkı iltihaplı bir parmağın sızısı gibi ta derininde hissetmesidir. Neden bir sızı olarak hisseder bunu? Çünkü insan dıştan, yüzeyden bakınca iyi, mutlu, sağlıklı sanır da kendini, içindeki bu tanımlayamadığı, yerini tam tespit edemediği şeyden dolayı kekremsi bir tat alır. Evet, tadı kekremsidir suçluluk duygusunun ve evet, o bir sızıdır. Zira parmak iltihaplanmadıkça sızı olmaması, yediğimiz şey ekşi ya da çürük olmadıkça kekremsi tat vermeyişi gibi her ne kadar dışarıdan belli olmasa da (ilahi nüveli) içte bir şeyler yerli yerine oturmadıkça suçluluk duygusu da kaybolmaz. Velhasıl, bilmeden ya da bilerek iç programına ayak uydur(a)mayan insan makinesi ‘error’ vermeye başlar tabir-i caizse.

Vicdan azabının iki boyutu

Lindbom’a göreyse iki boyutu vardır suçluluk duygusunun: Yaratan’ın sevgisinin inkârı ve bizim de parçası olduğumuz yaratılanların doğru nizamının inkârı. Burada bir not düşerek şunu ekleyelim: Lindbom, kendimizce de açıklamaya çalıştığımız bu tür suçluluk duygusuna dair en güzel örneklerden birinin Kafka’nın Dava isimli eserinde yer aldığını belirtmektedir.

Lindbom, şeytanın ve dahi seküler dünyanın temel vaadi olan ‘özgür, güçlü ve mutlu’ insan tipine bir yandan da –yukarıdaki alıntıya binaen- suçluluk duygusundan arındırma vaadi verildiğini ekler. Fakat Yaratıcı, tıpkı parmakta bir sorunun olduğuna işaret edici sızıyı insana verdiği gibi içte de bir sorun olduğuna dair insanı teyakkuza geçirici (mesela nevrozla, depresyonla) suçluluk duygusu aracını her daim hazırda tutar. Nitekim bu yüzden Lindbom şu sözlerle bitirmektedir bu faslı:

Netice itibariyle, sızı verici olsa da, suçluluk duygusu her gün, her an O’na uzandırabilecek yol işaretleri gibi vazife görür. Bu yüzden gerekli ve önemlidir. Ve bu yüzden, taşınması güç de olsa, kendisinden geçici yöntemlerle kurtulunması istenen bir yük gibi görülmemelidir.

İkinci Lem’a’nın rehberliğinde

Yukarıda, Lindbom’un eserinden hareketle suçluluk duygusunun nasıl ilahi bir kılavuz olduğundan bahsettik. Yolu bu manaya çıkan ve hatta bunun bir adım ötesini de gösteren bir diğer kaynağın Said Nursi’nin İkinci Lem’a’sı olduğunu düşünüyorum. Zira Said Nursi bu lema’ada ilkin şöyle bir örnek veriyor:

Bu, Lindbom’un bahsettiği suçluluk duygusunun çok vecih bir izahı değil mi? Hicab etmek… Melaike ve ruhaniyatın vücudunun kişiye ağır gelmesi… Peki, insanın yolu buradan nerelere çıkabilir? İşte bu noktada Said Nursi şöyle diyor:

Demek ki suçluluk duygusuna, hicaba yol açan eylemler, yaşam şekilleri, nur-u imanı çıkarma riskini de barındırıyor. Bundan kurtulmanın ve istikameti tekrar dosdoğru kılmanın aracıysa istiğfardan geçiyor. Hatayı, eksiği, gediği kabullenme demek olan istiğfardan. Ardından ise kabulün iç yakıcı ateşiyle tövbe geliyor: yolu değiştirmeye dair verilen söz anlamında tövbeden…

Hâsılı, insanın suçluluk duygusu, hicabı, istiğfar ve tövbeyle onu istikamete yerleştirebilecek, Yaratıcıya yaklaştırabilecek bir imkân da olabilir; istiğfar ve tövbenin yokluğunda her türlü manevi rahatsızlıkla beraber sıkıntı, nefret ve hatta inkâra sürükleyebilecek bir sebep de…

Yazar

  • Zeynep Hafsa kitapları, eserleri, Zeynep Hafsa kimdir, öz geçmişi, Zeynep Hafsa nereli, kitap incelemeleri ile yorumları, Zeynep Hafsa sözleri ve alıntıları...

    Diğer Yazılar
......