5 views 10 mins 0 yorumlar

Ölçüler

İçinde Yazarlar
Şubat 24, 2025

30.01.2004

  • Bir insanın susuzluğunu başından aşağı bir kova şu dökerek gideremezsiniz. Ama, bir bardak su içirerek giderebilirsiniz.
  • Bir kıvılcım yerine yüz kıvılcım taşıyorsan, ateşini dağıtamıyorsun demektir.
  • Dağıtamadığın yüz kıvılcımın olacağına, adresine ulaşan bir kıvılcımın olsun.
  • Akılda tutulan, kalbe taşınmayan bilgi değersizdir.
  • Bilgiyi akılda tutmamalı; kalbe taşımalı.
  • Tutuşturamadığın sürece, koskoca bir odun yığını bile seni ısıtmaz. Zihnimizdeki malumat yığınını marifet kibritiyle yakmalı ki, kalb ve ruhumuzu ısıtsın.
  • Dayatmayla değil, keşfederek öğrenmeli.
  • Sınıfta kalabilirim diye okula gitmeyen, okula gidip çift dikişle sınıf geçenden daha iyi durumda değildir.
  • Herşeyimizle örnek alınmamız da kötü, kusurlarımızla mahkum edilmemiz de…
  • Bir hatalı mü’minin kalbini ameliyle mahkum etmek haksızlıktır.
  • Hayatını muhalefet üzerine kurma.
  • Tohum ekmek, çiçek dikmek için betonların arasında bir avuç toprak aradığımız gibi, ‘beton gibi’ gördüğümüz insanlarda bile gelişmeye ve düzelmeye açık bir yön aramalıyız.
  • Problem ile kişisini, fiil ile faili ayrı değerlendirmeli.
  • Küfürle mücadelemiz ebedîdir. Kâfir ile de, kâfir olduğu müddetçe mücadele ederiz.
  • Mü’min insan kâfire iflah olmaz bir öteki nazarıyla bakmamalıdır.
  • Tevbe suresindeki dört ay müddetten herkes için hisse ve ders var. Uyar, ama dört ay mühlet ver!
  • Nefret bağımlılıktır, sevgi özgürlüktür, sabır herşeydir.
  • Kirlenmenin mümkün olduğu bir ortamda elbiseye gelen leke için bir insanın kalbi itham edilmemeli.
  • Muhatabımızın yanlışlarına münferid bakabilmeliyiz. Tavırları tek tek düşünmeyip toptan biriktirip sonra hepsini birden muhatabımıza kusmayalım. Böyle yaparsak, hiç konuşmamak, küsmek gibi yanlışlara düşeriz.
  • Kendimizi başkasına dayanarak tarif etmemeliyiz.
  • Mü’min kendisini ‘mü’minim’ diye tanıtır; ‘kâfirin tersiyim’ diye değil.
  • Birisine göre hareket ederseniz, kendiniz olamaz; olsa olsa, ‘onun zıddı’ olursunuz.
  • Mü’min heyecanını iktisatlı kullanmalıdır.
  • Toplumun problemlerinin aynı zamanda kendi iç problemlerimiz olduğunun farkında olmalıyız. Kendisini ‘kurtarıcı’ görmeme gereği işte o zaman anlaşılılır.
  • Hizmeti toplumun içinde olarak yapmak: işte o zaman kendimizi ‘mürşid’ konumunda görmekten kurtuluruz.
  • “Sen kötüsün, ben seni adam edeceğim” üslubuyla hizmet olmaz.
  • “Ben temizim, siz de düzelin” üslubu doğru değil. Bataklıktaki birisi, bu üslupla ona yaklaşan kıyıdaki birisine “Gelme buraya!” diyebilir.
  • Gelecekteki imkânları düşünerek sabır olmaz, hesap olur.
  • Sabır bugün içindir. Hz. Eyyûb ‘herhalde bir gün iyileşirim’ diye sabretmedi. Sabır bugünü omuzlamak ve katlanmak içindir.
  • Sabır şu ana yeter. Geçmişe ve geleceğe harcamayalım.
  • Bir işte kıvamı bulmak, zamana karşı sabırlı olmayı gerektirir. Çabuk büyüyen kavak ağacı ancak odun olurken, yavaş büyüyen ceviz ağacından birinci sınıf mobilyalar yapılıyor!
  • Ağaç kendini göstermeden, boy vermeden önce kökünü sağlamlaştırır. Köksüz olmamak gerek.
  • Bir yere aşırı yüklenip bir tarafı ihmal etmek problemlidir. Himmetler ve vazifeler dengeli biçimde dağıtılmalı…
  • Günü gelince meyve zuhur eder. Sabitkadem olmalı. Hevesle başlayıp bırakmamalı.
  • Kendime konuşmadan başkasına konuşmak olmaz.
  • Hem kendine, hem insanlara şefkat, düzgün insan olmayı gerektirir. Ancak, günaha batmış olsak bile, hakkı anlatmaktan çekinmemeliyiz.
  • Doğruyu kimin yaptığından daha önemlisi, yapılan şeyin doğru olmasıdır.
  • Bir işi başarmak için esneklik ve rahatlık gerek. Gergin kasla koşulmaz.
  • Teoride net, pratikte esnek olmalı.
  • Bir konuda bir tenkid yapılacaksa, muhatabın ruhî dengesi muhafaza edilerek yapılmalı. Muhatap ümitsizliğe düşürülmemeli.
  • Rızkımızı öğütüyoruz ki, barsaklardan geçerken kılcal damarlarımızla vücuda lazım maddeler alınıp kana karışsın. Hakikatin de, hayatımıza geçmesi için, hazmedilmesi gerekiyor.
  • Cevabımız doğru olabilir, ama hissiz ve duygusuz ise kalbe işlemez. Şefkatli cevaplar gerek…
  • ‘Daha doğru’ ortada iken ‘doğru’da kalmak, doğru değildir. Böylesi durumlarda, ‘doğru’da duruyor olmak, belki de inkişafın manisidir.
  • Vazifeye dair dışa dönük, ücrete dair içe dönük olmalıyız.
  • Yüzümüz hizmete dönük olmalı; ama şöhrete sırtımızı dönmeliyiz.
  • Hiç kimsenin hizmeti, hizmet eden başka insanlara karşı kaba davranmanın ve hele kindarlığın mazereti olmamalıdır.
  • Ellerin çoğalması hayırdır. Her çalışmayı makbul ve muhterem bilmeliyiz.
  • İstibdadın olduğu yerde istidatlar yeşermez. Ya istidat, ya istibdat!
  • Bir iş ‘ulu’l-emr’ ile oluyorsa, o işin ‘ulu’l-emr’ine bîat gerekiyor. Bîatın makbul olması ise, dıştan dayatılması ile değil, içten gelmesi ile mümkündür.
  • İçten gelerek ürün vermeli; dıştan zorlama ile değil…
  • ‘Gaye-i hayal’i büyütmek lazım. Bir gaye-i hayal, bir ideal olursa kimse başkasını konuşmaz; herkes kendi hedeflerini düşünür.
  • Açıkta duran tohum, ağaç olamaz.
  • “Meziyetin varsa hafâ turabında kalsın; tâ neşv ü nema bulsun” der Bediüzzaman. Toprak olursan, başka ağaçlara da faydan olur.

    Bir tek çiçek olarak görülmek yerine, çok çiçekler suretinde görünürsün…

  • İnsan hayırda her daim yarışmalı. Yarışacağı hiç kimsenin olmadığı halde, kendisiyle yarışmalı. Hayırda yarışmayı hiç bırakmamalı.
  • Eteğinde bir taş varsa, suya bırakmaktan çekinme. Onun meydana getireceği dalgalar eninde sonunda bir sahile muhakkak ulaşı; en azından, meleklerin bekleştiği bir sahile…
  • Herşeyi kaybetmeyi göze almayan hiçbir şeyi kazanamaz. Hiçbir şeyi kaybetmeyi göze alamayanın kazancı hiçbir şeydir. Herşeyi kaybetmeyi göze alan herşeyi kazanır. Şehitler için bu yüzden ‘onlar diridirler’ buyurur Kur’ân-ı Kerîm. Bu yüzden feragat herşeydir.
  • Bir milyon tane sıfır 1 etmez. Bir tane 1, bir milyon sıfırdan daha kuvvetlidir. Çünkü, haktır.
  • Hakikatı ifade ederken, insanları kendimize değil, hakikate cezbetmeliyiz.
  • Birileri, birşeyin ‘Müslümanların yararına’ olmasını meşruiyet için yeterli görebilir. Ama gerçekte, meşruiyet için İslâm’ın izini sürüp iznini gözetmek zorundayız—bu zahirde ‘Müslümanların zararına’ gözükse bile…
  • Azimet yaşanır, ruhsat teklif edilir.
  • Bir nimeti, meselâ çayı esma–i hüsnaya cilvegâh yapmadan nefis terbiyesi için terketmek eksik bir yoldur. Nefsi öldürmek imtihanı kolaylaştırabilir, ama imanımıza şahit olacak malzeme azalır.
  • Kâinatta şoför değil, yolcu olduğumuzu unutmayalım.
  • Hayal kırıklığı yaşamaktansa, hayallerimi ertelemeyi tercih ederim.
  • Hedefinden sapmış bir hayat, ne derece yaşanması arzu edilir bir hayattır? Müstakim bir ölüm, zikzaklı bir hayata yeğdir.
  • Mevhum bir gelecek hesabına, mevcut yangını görmezden gelmemeli.
  • Okunan yazı değil, yazıdaki mana ezberlenmeli.
  • Ezberin arkası muhakeme ile beslenmeli. Ezber anlamanın garantisi değildir

Yazar

  • 1964 yılında İzmir’in Tire ilçesinde doğdu. Yazı hayatı, ilkokuldan önce başladı. Ablasına bakarak yazmayı öğrendikten sonra yazdığı ilk yazısı, başlığıyla birlikte sadece iki cümleden ibaretti: “Allah kimleri sever? Allah doğru yolda gidenleri sever, eğri yolda gidenleri sevmez.” (Aradan geçen bunca zaman içinde yazdıklarıyla, hâlâ daha bu iki cümlenin açılımını yapmaya çalıştığını düşünüyor.)

    Diğer Yazılar
......