4 views 7 mins 0 yorumlar

Bir ‘bildiri’nin perde arkası

İçinde Yazarlar
Şubat 24, 2025

25.07.2007

TÜRKİYE’NİN SON dört ayı, hayat boyu unutamayacağım dersler saklıydı benim için. Doğru zamanda doğru yerde durabilmenin değerini, bu dört ay herkese, ama özellikle siyasîlere gösterdi. Zahirde siyasî rakibi aleyhine de gözükse gerçekte siyasete dışarıdan müdahale anlamını taşıyan bir süreçte dik durabilenler kazandı, dik duramayanlar kaybetti.

Bu süreçte, birkaç cesur genç dahi “Genç Siviller Rahatsız” ironisi etrafında kümelenen bir oluşumla ülkenin demokratik kültürüne pozitif bir katkıda bulunurken, daha 1909’da siyasete asker müdahalesine tavır koyabilmiş ve 1911’de dayatmacı zihniyetlere karşı bir ‘özgürlük manifestosu’ anlamını da taşıyan Münazarat’ı yazabilmiş Bediüzzaman Said Nursî’nin talebeleri olarak sergilediğimiz suskunluk, “Utandım, utanıyorum…” yazısında belirttiğim gibi, ruhumda müthiş bir feveran uyandırdı. Suskunluğumuz, seyirci kalmakla yetinişimiz, ‘Genç Siviller’ kadar bile olamayışımız, her hatırlayışımda, beni bir kez daha utandırıyor.

Hele bir de siyasete yapılan bu müdahaleye ‘ilkesel’ bir karşı çıkış gerekirken, Risale-i Nur câmiasının bir kolunun kendi siyasî tercihinde ‘istikrar’ adına ‘dayatmacı’dan ziyade ‘kendisine dayatma yapılan’a yüklenme gibi bir tutuma yönelmesi, ruhumdaki bu feveranı ziyadeleştiren bir unsurdu benim için.

Böyle bir hengâmda konuştuğum bir hukukçu arkadaşımla bu ızdırabı paylaştığımda, yalnız olmadığımı gördüm.

Hayatını iman hizmete üzere teksif etmiş olan ve bilfiil siyasetten ictinab eden, ama sosyal ve siyasal alanda bir mü’min olarak şartlar ve zemin mucibince alması gereken ‘ilkesel’ duruşu almaktan ve ifade etmekten de asla çekinmemiş olan Bediüzzaman’dan ders alan insanlar olarak, kritik sosyal ve siyasal meseleler karşısında ‘bireysel’ ifadelerin ötesinde ‘kollektif’ surette de tavrımızı ve düşüncelerimizi ifade etme lüzumunu tesbit ettik.

Risale-i Nur câmiasının farklı kollarını temsil eden cemaatlerin, kurumsal kaygılar, daha önce almış oldukları pozisyonlar vs. ile bu noktada gereken cevvaliyet ve esnekliği gösteremedikleri yönünde de bir kanaat vardı her birimizde.

Biraz daha kalabalık bir arkadaş ortamında da bu hususları müzakere ederken, bir Risale-i Nur’dan beslenen bağımsız bireyler olarak, ‘katı bir cemaatçilik’ ile ‘katı bir bireycilik’ arasında bir denge noktası olarak esnek, serbest, fonksiyonel bir kollektivite ortaya koyma lüzumunu konuştuk. Herkesin düşüncesini serbestçe dile döktüğü ve ortaklaştığımız doğruların biraraya toplandığı bir sivil düşünce platformuna ihtiyacımız, ortadaydı.

Zahirde Ak Parti aleyhine de gözükse gerçekte siyasete dışarıdan müdahale anlamını taşıyan bir sürecin tetiklediği ilgili müzakerede, ‘ilkesel’ olarak sergilemesi gereken duruşu ‘pozisyonu’ dolayısıyla gereğince sergileyemeyen Yeni Asya’nın Ak Parti’ye karşı bu kadar yıpratıcı bir muhalefet sergilemesi ve Ak Parti’ye gösterilecek bir teveccühün neredeyse Risale-i Nur’un ölçülerine muaraza diye görülerek vicdanî baskı uygulanması karşısında bir duruş ifade etme lüzumu da konuşuldu.

Bildiri işte böyle doğdu. Hiç sakınmadan belirteyim, konuşulan hususları arkadaşların tensibiyle bir bildiri taslağına haline getiren, bendim. Yapılan sonraki müzakere sonrası bildiriye son şeklini ise, benim vaktimin müsaadesizliği sebebiyle, bir başka arkadaşımız verdi. Bu bildirinin bazı haber sitelerine aktarımı da bu çerçevede gerçekleşti.

Yazılarımız ve hayatımız ile çeyrek asırı aşkın bir süredir Risale-i Nur câmiasının içinde olduğumuz halde hakkımızda ‘ne idüğü belirsizlik’ten ‘kendini bilmez’liğe, ‘davaya ihanet’ten ‘dünya menfaati için yardakçılık’a, hatta ‘cemaati bölmek için dış güçlerin oyununa gelme’ye her türlü zincirinden boşanmış çirkin yakıştırmanın reva görüldüğü fırtınalı günler, işte böylece yaşanmış oldu.

1111.karakalem.net’te siyasete doğrudan temas eden yazılardan uzak durma gibi bir keyfiyet sergilemiş olmamla birlikte seçime üç gün kala doğrudan siyasete müteallik bir yazıya beni sevkeden ise, bildiride belirtilen hususların arkasında durduğumu açık bir şekilde belirtme ihtiyacı hissetmem oldu.

Unutmadan söyleyeyim, onca senedir tanıdığım kişilerden aldığım “Vicdanım başka türlü söylüyor. Ama bu partiye oy vermezsem, Allah indinde mesul olacağım, ‘meşveret kararını çiğnediğim için’ Hesap Günü zor durumda kalacağım söyleniyor. Ne yapacağımı bilemiyorum” şeklindeki telefonların bu ‘beklenmedik’ çıkışta bir etkisi olmadı değil.

Bildirinin benim açımdan ‘perde arkası’nı böylece ‘ifşa’ ettikten sonra, bildiri ve sitedeki yazım vesilesiyle dile getirilen eleştiri, yorum, tepki, hakaret ve iftiralar hakkında birkaç husus söyleyecek olursam:

Yazar

  • 1964 yılında İzmir’in Tire ilçesinde doğdu. Yazı hayatı, ilkokuldan önce başladı. Ablasına bakarak yazmayı öğrendikten sonra yazdığı ilk yazısı, başlığıyla birlikte sadece iki cümleden ibaretti: “Allah kimleri sever? Allah doğru yolda gidenleri sever, eğri yolda gidenleri sevmez.” (Aradan geçen bunca zaman içinde yazdıklarıyla, hâlâ daha bu iki cümlenin açılımını yapmaya çalıştığını düşünüyor.)

    Diğer Yazılar
......