22.02.2007
NURLU MÜMİN, Kur’an’ın, Sünnet’in, onların yorumları olan Nurlu Eserlerin ve Üstadının; onu, Kutsî Kaynaklara bağlayan ölçüleri ve örnek yaşayışıyla, hayatını şekillendirir ki;
Dünyaya, kulluk için geldiğinin idraki içindedir. Bu gaye, onun zihninde daima, taze bir mânâ olarak canlı ve aksiyoner bir şekilde durur.
Rabbi dışında, âzam mahlûkata da ibadete tenezzül etmez. Cennet gibi âzam menfaat olan bir şeyi dahi gaye-i ibadet kabul etmez .
Fıtraten, çok zayıf olduğunu, ancak her şeyin ona iliştiğini, müteessir ve müteellim ettiğini;
Gayet âciz bulunduğunu, halbuki belâ ve düşmanlarının pek çok olduğunu;
Çok fakir olduğunu, fakat ihtiyâcâtının pek ziyade bulunduğunu;
Tembel ve iktidarsız oluşunu, buna karşı hayata ait vazifelerin gayet ağır olduğunu;
İnsaniyetin onu kâinatla alâkadar ettiğini, ancak sevdiği, alıştığı şeylerin zeval ve firakının, mütemadiyen onu incittiğini;
Aklının ona yüksek maksatlar ve bâki meyveler göstermesine karşılık, elinin, ömrünün, iktidarının, sabrının kısa olduğunu çok iyi bilen bir ruh sahibi olarak;
Bir Kadîr-i Zülcelâlin, bir Rahîm-i Zülcemâlin dergâhına,
Namaz ve niyazla müracaat edip;
yaşadığı bu âlemde başına gelecek, beline yüklenecek işleri, vazifeleri tahammül için
yardım istemenin, halini arz etmenin, ne kadar lüzumlu bir istinat noktası olduğunu
çok açık olarak anladığından:
© 2021 karakalem.net, Halil Köprücüoğlu