02.10.2011
ZAMANI VE MEKANI DOĞRU ANLAMAYA ÇALIŞMAK
|8İnsan şu dört kelimeyi tecrübe etmek için kâinata gönderilmiştir:
Niyet, nazar, mânay-ı harfi, mânay-ı ismi. [1]
Bu kelimelerin ifade ettiği hakikatler insanın pusulası hükmündedir.
Bunlara sahipken, zaman ve mekan konusunda yanılmayız.
İnsan, çevresinde olup bitenleri anlamlı kılabilmek için,
Kendisini ve evreni tanımak, bilmek istiyor.
Bunun için de, sebep – sonuç ilişkilerini kullanmak suretiyle,
İçinde yaşadığı âlemi farazi hatlar çizerek parçalara bölmeyi,
Elde ettiği hakikatlerin yardımıyla da onu kuşatmayı murad ediyor.
Oysa kâinat bölünmez bir bütündür. [2]
İnsan, evreni / maddeyi bölmeye çalıştıkça karşısına ‘hiçlik’ duvarı çıkıyor.
Her bölünme sonucunda ‘yokluk’ gelip onu kuşatıveriyor.
Sanki ademoğlu böldükçe bölünüyor..
İnsan bir olguyu kuşatmadan, akli verilerle onu beslemeden tanımlayamaz.
Hakikatleri içselleştirebilmek için parçalara bölmek ve analiz etmek zorundadır.
Yani sorunumuz parçalama ameliyesinde değildir, neyi parçaladığımızdadır.
Neticede, ne elde ettiğimiz önemlidir.
Ademoğlu çoğunlukla yanlış şeyleri parçalara bölmeye çalışıyor..
Peki insan neyi parçalarına ayrıştırarak,
Onu sindirebileceği bir hakikate dönüştürebilir?
Madde bir posadır, insan evreni yutsa yine tok olmaz.
Kainatın mülk cihetinden insana nihai fayda gelmediğine göre,
Bir de melekut cihetine nazar edip bakmalıdır.
Esma-i Hüsna (Allah’ın güzel isimleri) ise ayrıştıkça,
Cilvelendikçe değerini kaybetmiyor.
Aksine, başka başka burçlarda tulu etmeye başlıyor.
Tefariku’l-asâ misali[3] Hz. Musa’nın sopasından kopan her bir parçanın,
Aynı mucizevi özellikleri göstermesi gibi,
Esma-i Hüsna’da girift hale geldikçe ‘zaman’ dediğimiz kavram oluşuyor.
Örneğin Hakîm ve Rahîm esmaları, Şâfi isminin burcunda tulu edecek olursa,
Hastalık, nekahat, iyileşme süreçleri zuhur ediyor.
Allah (c.c) evreni bizim için zamanlaştırıyor, ki O’nu tanıyabilelim…
Ademoğluna mühlet verilmese, o neyi öğrenebilir?
İnsan, Rahman’ın suretinde yaratılmıştır. [4]
Esma-i Hüsna’nın en yoğun belirdiği mahluk insandır.
Yetmişin üzerinde isim aynı anda yansımaktadır. [5]
Kainat yüzeyinde Esma’nın en az cilvelendiği yer ise,
Zamanın durma noktasına geldiği karadeliklerdir. [6]
Allah (c.c) her yerde olduğu için hiç bir yerdedir.
Şiddet-i zuhurundan gizlenmiştir mahlûkata..
Sıfat-ı İlahi (İlahi vasıflar) ise tezahür ettikçe, görünür hale geldikçe,
‘Mekân’ denen fizik ve metafizik âlemin oluşumuna sebebiyet verir.
Kâinat, biz ona ne şekilde nazar edip bakarsak,
O da bize kendisini o bakış açısına göre gösterir.
Örneğin güzel bakan güzel görür,
Güzel gören güzel şeyleri tefekkür eder, hayatından lezzet alır. [7]
Şu durumda kainatı bölmeye çalıştıkça ortaya hiçlik ve abesiyet çıkar.
Fakat nefsi bölerek araladıkça, [8]
Ortaya Esma-i Hüsna’nın çıktığını / belirdiğini fark ederiz.
Yani nefis parçalandıkça, her şey tekliğe ve varlığa ayna olur.
Aslında mânay-ı harfi [9] olduğumuzu fısıldar bizlere…
Yaratıcının o muazzam kâinat kitabının birer harfi olduğumuzu gösterir.
Kendisine mânay-ı ismi [10] nazarıyla bakan, yokluğa ve hiçliğe saplanır.
Her şey o andan itibaren abes olmaya başlar, anlamsızlaşıverir…
Esma-i Hüsna’nın tarafımızca görünür kılınabilmesi için,
Nefsin aralanarak bölünmesi gereklidir.
Ki Esma bu sayede içselleştirilebilsin, seyredilebilsin.
Kişinin mülk hazinesine dahil edilebilsin..
Kainat yani madde işin mülk cihetidir.
Sıfat vasıftır, kainatın üzerinde görünür.
Anlamlandırma çabası için maddeyi parçalarına bölmeye çalıştıkça,
O vasıflar da bir anlamda silinir ve fonda koskoca bir hiçlik görünür.
Ama Allah’ın (c.c) güzel isimleri öyle değildir.
Esma fonun kendisidir, ne kadar bölünse o kadar zengin görünür.
Kainatın yazım dili Esma’dır. [11]
Her bir mahluk, hiyeroglif benzeri üç boyutlu rabbani bir mektuptur.
İnsan öncelikle kâinatı değil nefsini parçalara bölmeye çalışmalıdır.
Perdeleri yırtarak hangisinin daha anlamlı olduğunu,
Bir de bu perspektiften bakarak değerlendirmelidir. [12]|9
© 2021 karakalem.net, Aykut Tanrıkulu