2 views 8 mins 0 yorumlar

Büyük Adam

İçinde Yazarlar
Mart 01, 2025

24.10.2013

“BÜYÜK ADAM”LARIN tarihin akışında oynadıkları rolün ne olduğuna kafa yoran Batı’nın düşünen adamları üç teori öne sürmüşler. Bu üç teori özetle şöyle:

Üçüncü teori ikincisinden farklı gibi görünmekte ise de, Büyük Adam’a, tarihin akışına etki etmede kısmî bir pay vermektedir. Büyük Adam’ın faaliyetinin etkisi, içinde bulunduğu zamanla, kültürle ve sosyal şartlar ile sınırlıdır. Hem ikinci hem de üçüncü teoride Büyük Adam’ın şahsiyetini oluşturan, içinde yaşadığı sosyal çevre ve terbiyedir. Onu bu çerçeveden bağımsız değerlendiremeyiz. Doğduğu toplum; yani zaman, kültür ve sosyal şartlar onu inşa etmiş, o da toplumu mevcut zemini kullanarak tarihin içinde (ikinci teoride sadece vitrinde görünen aktör olarak) ileri bir noktaya taşımıştır.

Bu üç teoriden herhangi biri tek başına tarihteki tüm Büyük Adamlar için geçerli bir kanun olabilir mi? Tarihî süreci, süregelen akışından çevirip ona başka bir yön vermiş siyasî bir aktörü, kudretli bir askeri veya deha derecesinde bir mütefekkiri ve onların yaptıklarını içinde bulundukları zamanın, kültürün, sosyal şartların ve ihtiyaçların dışında değerlendirmek ne kadar mümkündür? Büyük Adam’a mutlak bir rol veren birinci teori bu soruya ikna edici bir cevap verebilir mi?

Büyük Adam’ın diğer adı Kahraman. Sidney Hook, “Kahramana bazen kurtarıcı denir, bazen şövalye, bazen peygamber veya sosyal mühendis” demiş. İkinci teorinin savunucularından Herbert Spencer ise şöyle demiş:

“Diyelim ki toplumların ilerlemesi büyük adamların eseridir, iyi ama büyük adam nereden geliyor? Büyük adamın menşei ya tabiat üstüdür, ya tabiîdir. Büyük adamı Tanrı gönderiyorsa konu ilmin sınırlarını aşar. Büyük adamların ortaya çıkması akılla izah edilebiliyorsa, büyük adam toplumdaki bir gelişmenin sonucudur.”

Peygamberlerin gönderilişini ilmin ve aklın dışına atan “aydınlanma”da boy vermiş karanlık ve yobaz bir düşünce değil mi bu?

Tam bu noktada aklıma Bediüzzaman’ın İşârât-ül İ’caz’daki bir yorumu geliyor. Tek bir peygamber ve tek bir terbiyenin bütün insanlığa ve bütün zamanlara yetebilir olmasının şartı olarak haberleşme ve ulaşım imkânlarına âtıf yapan Bediüzzaman şöyle diyor:

Düz mantığın konu hakkında söylediği şu; Tüm insanlığa yetecek tek peygamberin ve tek şeriatın gönderilmesi, tekâmül sırrı gereği tarihî süreç içinde haberleşme ve ulaşımın kabiliyetlerinin belli bir seviyeye gelmiş olmasına bağlı. Yani önce bu sosyal şartlar hazır olmalı, sonra peygamber ve şeriatı bu hazır şartlar üzerine gönderilmeli. Böylece bir peygamber ve tek davet tüm insanlığa yetebilir. Bu, aynı zamanda üçüncü teorinin savunması.

Peki peygamber aleyhissalatü vesselam peygamber olarak vazifelendirildiğinde dünya üzerinde bu sosyal şartlar/ortam hazır mıydı?

Bediüzzaman’ın yukarıdaki yorumu bana tam tersini söylüyormuş gibi geliyor. Buna göre peygamber aleyhissalatü vesselam geliyor. Beraberinde bir şeriat getiriyor. Kendisiyle ve getirdiği şeriatın ışığıyla, mü’minlerde i’lâ-yı kelimetullah ve hak dinin tebliği gibi yüksek bir motivasyon fitilini ateşliyor. Bu ateş, ihtiyaç duyduğu sosyal şartların oluşması için gerekli hareketi başlatıyor ve bu şartları tekâmül ettiriyor. Ve icraatını da yine kendisinin hazırladığı bu zemin üzerinde yapıyor.

Cahiliye devrinin Mekke ve Yesrib’lilerini sahabi irtifasına çıkarıp onların, o günün şartlarında yüz –yüz elli yıl gibi bir zamanda büyük bir hızla Kuzey Afrika’dan İspanya’ya, İspanya’dan Hindistan’a kadar geniş bir coğrafyaya dağılmış kavimlere ulaşmaları ve onlarla, cisimleriyle kalmayıp kalblerine kadar ulaşan bir iletişim kurmaları bu iddiayı ispatlamaz mı? Bu hız, sosyal tekâmül sırrı ile açıklanabilir mi? Bu durum, peygamber aleyhissalatü vesselam’dan önceki sosyal zemin ve maddî terakki seviyesi göz önüne alındığında önceden tahmin edilemez bir sıçramadır. Öncesi ve sonrasıyla lineer bir doğru değil, belli bir noktadan sonra formüle edilemez bir yukarı kırılmadır.

Konuyla ilgili alıntılamak istediğim başka bir yorum Bediüzzaman’ın Risâlet-i Ahmediyeye dâirdir dediği 19. Söz’den. Şöyle diyor peygamber aleyhissalatü vesselam’ın icraatının harikuladeliğini anlatırken :

Tarihin, güneşin bedâheti derecesinde tasdik ettiği bu peygamberî icraatlar Büyük Adam’ı içinde bulunduğu zaman, kültür ve sosyal şartlar ile sınırlayan ikinci ve üçüncü teorilerle izah edilebilir mi? Bu harikulade icraatlar o zamanın mevcut sosyal zemininden faydalanılarak mı yapılmıştır yoksa onların rağmına mı? Cezîretü’l-Arab’da yapılan mucizevî inkılabın içinden Muhammed-i Arabî aleyhisssalatü vesselam’ı çıkarırsak hangi sosyal tekâmül kanunu O’ndan kalan boşluğu doldurabilir? Bu olsa olsa tarihsel materyalizmin veya sosyal determinizmin bir safsatasıdır.

Bu yazıyı, bütün Büyük Adam’ların tarihin akışı içindeki rollerinin sınırlarını keskin olarak çizip meseleyi vuzuha kavuşturma iddiasıyla yazmadım. Niyetim yapabildiğim kadarıyla biraz kafa karıştırıp, okuyanları düşünmeye sevk etmek ve meseleye katkısı olacakların fikirlerinden faydalanmak. Bir sonraki yazımda “Büyük Adam” meselesine başka bir açıdan bakıp “olmasaydı olmaz mıydık?” sorusuna cevap aramaya çalışacağım inşaallah.

© 2021 karakalem.net, Oktay Gökkoca

Yazar

  • Oktay Gokkoca kitapları, eserleri, Oktay Gokkoca kimdir, öz geçmişi, Oktay Gokkoca nereli, kitap incelemeleri ile yorumları,Oktay Gokkoca sözleri ve alıntıları..

    Diğer Yazılar
......